SEVMENİN CEZASI RECM Mİ ( XATU DUA ANISINA )
SEVMENİN CEZASI RECM Mİ ?????????????????????????

Bir aşk hikayesi anlatmak istiyorum. Tıpkı ‘bir varmış, bir yokmuş’ ile başlayan bir hikaye. Fakat bu hikaye ne bir varmışla ne de bir yokmuşla başlıyor. Çünkü anlatacaklarım sadece hikayelerde var olmasını dilesem de yaşamın ta kendisinden. Bir kız yaşıyordu ateş ortasında kalmış bir ülkede, Irak’ta. Daha 17 yaşındaydı. Siyah saçları omuzlarından dökülen, al yanaklı Dua isminde bir kız.
Dua, Musul’un Başika kazasında yaşardı. Ve kendi tercihi nedir bilinmez ama annesi babası Êzidî (Yezid)olduğu için o da Êzidî’ydi. Dua günün birinde 21 yaşlarındaki Şiwan isminde müslüman-Arap bir genci sevdi. Êzidîlerin Müslümanlara kız vermediğini bilse de neylesin kız, gönüldü bu, bir kere sevdi mi ferman dinler miydi? Êzidî kız da sevmişti bir kere Müslüman erkeği.
Aradan günler, aylar geçti. Dua ile Şiwan’ın aşkı büyüdü. Êzidî inanışından dolayı birbirine kavuşamayacaklarını bilerek, birlikte kaçmaya, uzak diyarlara gitmeye karar verdiler. Tam bu sırada Dua’nın akrabaları, küçük kızın Müslüman erkeğe gönlünü kaptırdığını fark etti. İşte ne olduysa o gün, tarihlerin 10 Nisan 2007’yi gösterdiği gün oldu...
Akrabaları Dua’yı önce saçlarından tutarak sokağa sürüklediler. Ardından çırılçıplak soydular. Sokakta ve evlerin damlarında toplanan binlerce insanın gözleri önünde, yüzlerce erkeğin taşları ve tekmeleri altında iki büklüm olmuş Dua’nın kendini koruyabileceği tek silahı çığlıklarıydı. Küçük kızın çığlıkları sokakları çınlatıp göklere yükselse de, o yakarışları ne tanrı duydu ne de vicdanlı bir kimse. Herkes kör, herkes sağır, herkes dilsizdi sanki... Dua’nın çığlıklarını duyanlar sanki bir tek saldıranlardı. ‘Meleke Tavuz’a’ yemin eden yüzlerce erkek, ‘namussuz’ nidalarıyla savunmasız kıza saldırıyordu. Halbuki namus neydi, namussuz kimdi? Kızı binlerce insanın gözleri önünde çırılçıplak soyan onlar iken, öldürüleceğini bilmesine rağmen kendisine vurulan tekmelere, taşlara aldırmadan çıkarılan elbiselerini bulup örtünmeye çalışan Dua iken, namussuz kimdi?
Bazı gözü dönmüşlerin piriketle kafasını parçalamalarıyla can verdi Dua. Kanlar içinde ana rahmindeymiş gibi yatan genç kızın ölü bedeni, öyle yatarak ne anlatmak istemişti? Ana rahmindeki kadar saf ve temiz olduğunu mu, yoksa sevmekten pişman olmadığını mı?
Dua’nın acısı bununla da bitse iyi. ‘Herkesin sonu kara topraktır’ denir ya. Bunu bile ona çok görenler, cesedini köpeklerin önüne atmak isteyenler oldu. En son dünyadaki Êzidîlerin Mir’i Tashih Beg müdahale etmese, kara toprağı bile ona çok göreceklerdi.
Evet, Dua’nın ölümüne tek sebep, Müslüman bir erkeği sevmesiydi. O zaman suçu sevmek miydi? Fakat insanı insan yapan sevmek değil miydi? Peki Dua’nın katline sebep suçu neydi?
Anlattığım bu ‘hikaye’ keşke bir tek Dua’nın hikayesi olsa diyesi geliyor insanın. Maalesef değil bir Dua, binlerce Dua var. Peki ‘namus’ için adam öldürmeyi günümüzde yani 2007’de yani telekomünikasyon çağında, yani… 21. yy da bile çok az bir cezayla ceza olmaktan çıkaran devletlere ve yasalara ne demeli? Peki suç ne, suçlu kim? Dua mı, yoksa Dua’yı katledenler mi, yoksa bu yasaları çıkaranlar mı, yoksa ‘özgürlük getireceğiz’ diye Irak ve daha birçok yere girip de ülkeleri karanlığa mahkum edenler mi? Yoksa… hepimiz mi? Şiwan’a ne oldu derseniz. Şiwan’ın akıbeti hakkında hala bilgi yok. Kimileri intihar etti, kimileri vuruldu, kimileri tutuklu, kimileri de saklanıyor dese de ne olduğu hala belli değil.
Iraklı Sünni direnişçilerinin 22 Nisan günü Musul’un El-Nur semtinde 25 Êzidî gencini katletmesinin de Dua’nın ‘intikamı’ için olduğu söyleniyor. Fakat Dua’nın intikamı daha çok kan dökerek mi, yoksa insanın kendi kendisine yarattığı ve ismine ‘namus’ dediği bazı tabuların yıkılması ile mi alınır? Sevmeyi bilen her insan gibi, Dua da şimdi hayatta olsaydı, galiba intikamın intikamla, kinin kinle, öfkenin öfkeyle, kanın da kanla temizlenemeyeceğini söylerdi.
***
Birilerinin telefon kamerasıyla çekip, gizlice el altından birçok televizyon kuruluşuna gönderdiği görüntüleri, TV kuruluşları üç maymunu oynayarak yayınlamak istemeseler de, izlerken gözyaşlarımı tutamadığım Dua’nın çığlıklarını başkalarının da duymasını istedim. İnsanı insanlığından utandıran görüntüler karşısında, bu çığlıklara cevap vermemeyi, hiçbir şey yapmamayı kendime ve insanlığa hakaret saydım. Dua’nın o gün duyulmayan çığlıklarının, geç de olsa birilerince duyulması gerektiğini görev bilerek, Dua’ya ve onun gibi namus cinayetlerine kurban edilen bütün kadınların anısına bağlılığın gereği olarak bu yazıyı kaleme aldım. Ve dilerim hepsi gibi Dua’nın da yeri cennet olur.
Nihat KAYA - YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Arkadasina Gönder!